Monthly Archives: March 2016

Ebru’yla New Orleans…

IMG_1678

*Oncelikle Turkce klavyem olmadigi icin, Ingilizce karakterlerle Turkce okumaya calisirken beyin hucrelerinize verdigim zorluktan dolayi ozur dilerim…

New Orleans’da Pazar gecesi. Saat sanirim 12:30 ya da 1:00… “Ya Ebru haydi kizim ya, biraz hizli yuru” dedim artik… Gece olmus bi saat, French Quarter’dayiz ama, yine de kapkaranlik. Etrafta kimse yok. Ebru elinde son birasi, Amerika’da sokakta icki ve sigara icmenin keyfini cikariyor. Ben ise klasik etrafi kolluyorum. Ve biran once agriyan ayaklarimi dinlendirme ihtiyaci icerisindeyim. Ebru’yu taniyanlar bilir. Tanimayanlara ben anlatayim. Keyif insanidir, hayatin tadini cikara cikara yasar.  Ickisini yavas yavas icer. Yemegini yavas yavas yer. Ta 11 yasindan beri arkadasimdir… Genclik yillarimizda aslinda tezcanli, cilgin ve aceleci diyebilecegimiz bir yapidayken.. sonraki yillarda Ferda’yla “Ebru’ya 3’teki bulusmayi 2 diyelim. 1 saate cikamaz evden” diye konusurken bulmusuzdur kendimizi.

Ancak benim hala bitmek bilmeyen aceleci halime super gelir, denge getirir arkadasim. Bu nedenle soz verdim kendime. Ebru’nun ilk New Orleans seyahati, abartma yavastan al dedim… Uyumlu ve daha yavas bir insan olma sozu verdim kendime… Ama gecenin sonunda “Ya Ebru, kizim Istanbul degil burasi. New Orleans… basimiza is gelecek, yuru hadi” dedim… keyif yapiyor diye. Su cevabi aldim. “Biraz daha hizli yurursem, dusecem. Cok ictik galiba” dedi… Saglam icki icen arkadasimdam beklemedigim bir cevap oldu tabii ki.Ve vidi vidiyi birakip, anin tadini cikarma zamani geldigini anladim… “Gel yavrum, gir koluma” dedim.

15 saat once: 9:30 am

New Orleans normalde Mardi Gras, icki, cilginlik vs olarak bilinse de, benim icin hep guzel yemek, nehir kokusu, guzel mimari ve Amerika’da biraz da olsa Avrupa demek oldu…

Bir heyecan sabah ciktik yola. Amerika’da araba yolculugu hem guzeldir, hem de Turkiye ve Avrupa’ya gore farkli. Genelde ozellikle kucuk eyaletlerde gidiyorsaniz, sehirler haric pek otoban olmaz. Highway dedigimiz sey, iki yani yemyesil agaclardan olusan, dumduz cift yoldan ibarettir. “Su kasabaya giriyim bu bakiyim ne varmis” derseniz. Birsey bulamazsiniz. Sinekli 2 bakkal bulursunuz. Filmlerdeki gibi degildir. Zaten Ebru 2 ay once geldiginden beri “Bu Hollywood bize herseyi yutturmus” isyanlarinda 🙂 O yuzden yola cikmadan “Bak burda road trip gibi olmaz. Hele Mississippi’den gececez. In cin top oynar bazi yerlerde. Ancak 2-3 yerde durur, sigara/benzin molasi verir, devam ederiz” dedim. Zaten super uyumlu bi insan oldugundan, “tamam canim, problem degil” dedi. Aynen o sekilde 6.5 saat kakara kikiri yol yaptik. Insan 30 senelik arkadasiyla ne konusur sasirmamak mumkun degil. Yani insanlar konusacak sey bulamiyor da, neden arkadasiyla konusacak konu bitmiyor anlamak mumkun degil.

New Orleans’a seyahatin en sevdigim yeri, batakliktan gecilen finali… Tam Mississippi nehriyle okyanusun birlestigi yer oldugundan kilometrelerce batakliklik var. Ve batakligin ustunde evler, iste burasi aynen filmlerde oldugu gibi 🙂 Bataklik nedeniyle Fransizlar Amerika’ya yayilamamis, baska bolgelere salyangoz, timsah ve bilimum acayip yemeklerini ic bolgelere cok tasiyamamislar.

Batakliklardan gecerek sehre girdik. French Quarter’a girince zaten, insan Amerika’da gormeye alisik olmadigi bir yaya trafigi ve restaurantlardan/barlardan cikan insanlari goruyor. Turk insaninin hayatinda surekli olan birsey oldugundan, ancak yoklukta anlasilir birseydir yaya trafiginin olmamasi… ve eksikligi…

8 saat once – 4:30 pm

Herhangi bir sahil sehrine girer girmez, memleket aliskanligiyla balik, deniz mahsulu vs yerlerini gozume kestirme bir hastalik olmustur bende. Bunun yaninda Memphis-New Orleans hattindan aliskanlik olan bir kerevit (crawfish) ve cajun/creole yemegi hayranligim da vardir… Otelin kosesinde bir oyster bar ve crawfish yazisi gordum. Daha giyinirken, googledan reviewlara bakip hemen restauranta gittik. Cok turistik gorunmesine ragmen, avlusu cok guzeldi, reviewlar da fena degildi. Yol yorgunluguyla sadece bira ve baslangic soylemeye karar verdik. New Orleans klasiklerinden ve favorilerimden seafood gumbo (uzun saatler pisirilen, sebzeli pirincli bir deniz mahsulu corbasi). Meraklisi burdan bakabilir. Domuz eti yemeyen arkadaslariniza icindeki Andouille Sausage icin helaldir diyin. Gunahi size yazsin. Zira tadi sucuga cok benzer, icinde de cok az miktarda oldugundan, hic farketmeden afiyetle yiyeceklerdir. Bir de New Orleans’a gelince yemesen olmaz. Timsahli sausage soyledik. Ara ara vejeterjan olup, timsah yemegi kendime yakistiramasam da… Inegin timsahtan ayricaligi ne, hem de memeli hayvan yiyorsun… ye be kizim diyerek.. onu da bi guzel yedik. Meraklisi ona da burdan bakabilir. (bizim yedigimiz biraz daha havalisiydi) 

6 saat once – 6:30 pm

New Orleans’a gidip Pat O Brien’s a gitmemek gercekten olmaz. http://www.patobriens.com/patobriens/default.asp

Turistik midir, tabii ki evet. Ama hem lokaller hem de turistlerin her yer oluyken bile gidip garantili eglendigi yerdir.Hemen hergun canli muzik olur…

New Orleans’a ozgu Hurricane denilen icki buradan cikmistir. Genelde cok buyuk bir bardakta sunulur. Rom bazli bir ickidir. 2. dunya savasi sirasinda viski gibi ickilerin az bulundugu zamanda, bar sahiplerinin 1 sise bu tip ickilerden almak icin 50 sise rom almak zorunda kalip Hurricane gibi ickiler urettiklerini soyluyorlar. Icinde rom haricinde ne oldugunu pek bilmiyorum ama sekerli, icimi kolay bir ickidir. Hemen de carpar.

Pazar gunu saat 6:30 oldugu halde, oturacak masa yoktu. Cok tatli zenci bir garson cocuk, ickilerinizi getiriyim, masa buluruz dedi. Tam onu soylerken, bir masa bosaldi oturduk. Ickimiz gelmeden ben bi tuvalete gidiyim dedim… Dondum bizim masaya Ebru misafir almis. Benim sosyalligim zaten bilinen birsey. Ama sanirim yaslandikca biraz azaldi. Ya da “ya gokce takma insanlari pesimize, ne gerek var” vs diye bazi zamanlar azar isittigimden artik kontrol altinda bir sosyalligim var.

Normal olarak, Ebru Turk misafirperverligi ile, ortada masa olmayinca, ve de Amerika’da sigara icen olmayinca bir cifte buyrun oturun demis. Ben gelince, ciftin erkek olani bana bakip “biz kalkalim” dedi. Karisi, hafif cakir keyif “why I am going to have a cigarette with her, have a seat” dedi. Adamcagiz, yine bana bakip “let’s go, we’ll find a table” dedi. Ben de Ebru’ya baktim, o da halinden memnun. Cift de bizim yaslarimizda. Kadin da hala cok tatli “hi.. how are you, I am going to have a cigarette with your friend” dedi… “of course” dedim. Efendim cift Dallas Texas’tan. Ebru’nun Turkiye’den oldugunu ve ilk defa New Orleans’a geldigini duyunca cok ilgi oldu dolayisiyla. Ciftin erkek tarafi (Andy)’nin dogumgunuymus. Andy’nin erkek kardesi New Orleans’da yasiyormus. Bu arada tam biz konusurken, ickiler ismarlandi. Arka masada 60-70 li yaslardan bir cift happy birthday dedi. O yasli cift de bize katildi… Masamiz oldu 6 kisi… sen nerdensin, o kim vs.. hikayeler derken… Bizim ciftin meger kardesi ve esi de ordaymis. Gelip durumu 30 saniye kadar garip karsiladiktan sonra, onlar da katildilar… sohbet vs derken… ilk ickiler bitti ve lemon drop shotlar geldi.. hem lemon drop a duskunlugum hem de yanimda Ebru olmasi nedeniyle, “bir shottan da sarhos olacak degilsin” diyip ilk shota OK dedim… sonra artik saymadim onlar kac tane icti. Ben orda durdum ve sohbete dahil olup, patlamis misirimi yedim. Kac senedir seyahatte yeni arkadas edinmedigimi dusundum. Insan anne olunca, cocuklarla aileyle seyahat edince boyle seylerden uzaklasiyor. Daha kapali ve kontrollu oluyor sanirim. Planli programli da olmuyor bazi seyler. Bazi insanlarla hemen sohbet muhabbet kurulabiliyor… Aynen hic planlamadan, Ebru’yla bir icki icer, sonra yemek yeriz derken, kendimi 8 kisilik degisik yas gruplarindan insanlarin ortasinda cok eglenirken buldum.

IMG_1685

Sonra kim dediyse burdan Saints & Sinner’s a gecelim dedi. Efendim Channing Tatum’un mekaniymis. Kendisini pek tanimam. En son celebrity crush’um 15 yil once Bourne Identity’de Matt Damon’da kalmis. Pat O Brien’s in tam karsisinda oldugundan girdik mekana. Gercekten guzel bir bari var… Ebru “ne kokuyo ya burasi” diye bana bakti… “a super crawfish” dedim… balik sevmeyene balik kokusu nasil gelirse, o sekilde bana bakip disari cikti… Ebru’nun hicbirseyi sevmese en azindan acisini sevecegini dusunup hemen bara oturup 1.5 lb crawfish soyledim… bizim grup icki soyledi. Ebru donup, barmenlere her celebrity’nin actigi yerin iflas ettigini soyledi… 🙂 ben ilk defa bir ortamda konusma geregi hissetmeden, birami yudumlayip, etrafi seyrettim. Crawfish gelince, barmen Ebru’ya nasil yenecegi teknigini gosterdi. Acikcasi, kafa koparip vucuttaki kabugu kirmaktan baska nasil bir teknik oldugunu dinleme geregi duymadim… acisi kulaklarimdan cika cika afiyetle yerken, bizim grup artik sarhos oldugunu kabul edip bizi facebook’tan ekleyip, sarilip opup ayrildi…

9:30-till

Bourbon street hemen her saatte degisik muzik ve eglence etkinlikleriyle dolar. Hangi tarz muzik seviyorsaniz, her turlusunu bulursunuz. Halkin yarisi zaten sokaktadir, ellerinde ickileri, boyunlarinda New Orleans boncuklari mekandan mekana gecerler. Bir cesit barlar sokagidir. Seyahat tarihimizden dolayi yas ortalamasi daha buyuktu, ve Allah’tan sokakta sacmalayan insan yoktu. Ebru bi cesit piyano bar begendi. Piyano bar dediysem, sanmayin ki klasik muzik. 2 tane caz piyanisti, atisma tarzi muzik yapar. Kuzeyde boyle birsey var mi bilmem ama Memphis ve New Orleans’da en eglenceli yerler buralardir. Istediginiz sarkiyi istek parcasi olarak soylersiniz, bi sekilde calarlar. Bol dansli ve eglenceli olur. Burda da, bi sekilde 25-26 yaslarinda 7-8 kisilik bir kiz grubuyla arkadas olduk. Kizkiza tatile cikmislar. Ben icki ismarlerken, birisi Yunanli misin dedi… hayir Turkum dedim. Annesi yunanli babasi italyanmis. Ordan sohbet muhabbet… acikcasi kizlarla konusurken, genclik yillarimi hatirlamadim degil. Cok seker, hayat dolu ve hos sohbet kizlardi.
Sonra bir baktim Ebru’yu sahneye cikarmislar. Zenci muzisyenlerden birisi, demirden bir percussion yelegi giymis. Nasil anlatilir bilmem. Tirtikli bir yelek… Ebru onu caliyordu. Neden bu ani fotograflamadim bilmem. Sonra ordan cikip, Minnesota’li ciftle baska bir yere gittik. Canli muzik oldugu halde cok sikiciydi.. Ordan tek basimiza ayrildik…

IMG_1694

Sokagin sonuna dogru, Ebru bi yerdeki muzige kulak kabartip “buraya girelim” dedi. Hem yol yorgunlugu, hem gezip tozma sebebiyle benim artik sarjim iphone kirmizi isigi seklinde %20 nin altina inmisti oysaki. Kendimi power save mode a alip, bir yere oturdum… bu arada, sanirim uzun zamandir boyle guzel muzik dinlememistim. Cok kisa cekmistim, burdan gorebilirsiniz.

Ebru bir bira soyledi… Ben power save mode da, soylememe hakkimi kullandim. Ne kadar kaldik hatirlamiyorum ama en sonra, artik sarjim %2-3 e inince, oyun bozanlik yapma hakkimi da kullanip “Ebru gidelim mi?” dedim. “Haydi” dedi kalktik…

Iste hikayenin basladigi yere geldigimiz an bu andir… Otele donus yolu olan 10 dakikalik yuruyus sanirim 20-25 dakika surdu. Ebru New Orleans’da cekilen “The Originals” adli vampir dizisini seyredip oyle bir ortam bulamadigindan cok soylendi… Aslinda tam da vampirlerin ustumuze atlayabilecegi yerlerden gectik bence. Onun rahatligina gelemedim, sanirim 1 kadeh eksik ictim.

Ayaklarim acidan, gozlerim agirliktan bayilirken… ve tam vidi vidi edip “ya ebru haydi” derken… iste o an yaslanmanin en guzel yani buldu beni… artik 20 yasinda olmadigimiz, ve bu anlarin cok sik gelmeyecegini bilme ani. Sanirim en son universite yillarinda bu sekilde, plansiz programsiz arkadasimla kolkola cikip gezmisimdir… hayati, savaslari, olumleri 3-5 saatligine unutup, sadece o ani yasayarak. 100% guvendigin, her turlu acayip huyuna ragmen seni sevdiginden emin oldugun bir insanin yanindan daha rahat ve guzel neresi olabilir? Girdim koluna, ben de binalara baka baka, hic konusmadan… Burdan mi vampir cikar, burdan mi hirsiz cikar dusunmeden… sakin sakin cakir keyif otelimize yuruduk… uzun zamandir uyumadigim kadar guzel bir uyku uyudum…

 

 

MERAKLISINA New Orleans mekanlar vs.

Oteller: French Quarter hesaplica, gurultu patirtisi cok olmayan ve oraya buraya yakin…

Place d’ Armes  http://bit.ly/22Yln48

Jackson Square ve Bourbon street’e yakin. Avlusu cok guzel. Ve balkonlu avluya bakan odalarini tavsiye ederim. (bu gittigimizde burada kalamadik)

French Market Inn http://www.frenchmarketinn.com/  (bu defa bu otelde kaldik. Cok eski 3-4 eski binadan olusuyor. Ici guzel. Ancak biraz sallaniyor 🙂 Ebru’yla birbirimizi korkutmamak icin sallandigini soylememisiz…)

Gezilecek yerler:

Magazine Street – lokallerin de gezdigi, cok turistik olmayan, yanyana butiklerin, restoranlarin oldugu cadde. French Quarter’dan uzaklastikca daha da sakin ve az turistik. Burada “Ignatius” de yemek yiyebilirsiniz. Genelde half price Martini’leri oluyor. http://www.ignatiuseatery.com/

Mezarlik turu:

Bir Arjantin mezarliklari kadar gorkemli olmasa da, New Orleans’a gidip mezarlik gezmeden olmaz. Rehberdeki St. Louis cemetery tarafina gitmenizi tavsiye etmem. Magazine street’e yakin tramvayin Washington Ave duraginda inence goreceginiz Lafayette cemetery daha kucuk cok daha guzel.

IMG_1712

Yemek:

Herhangi bir oyster bar…

Esnaf lokantasi gibi bir hava istiyorsaniz Mother’s

Guzel bir aksam yemegi Muriel’s (biraz fine dining gibi. Ama Amerika’da her yerde oldugu gibi kotla gidebilirsiniz. Bu defa yer ayirtmadan Ptesi aksami yer bulduk, ama her zaman bulamayabilirsiniz). Bread pudding yemeden cikmayin 🙂

Kahvalti diner Camellia Grill.  Acik mutfak ve guneye ozgu bir tarzi var.

IMG_1705

Stanley tum gun kahvalti bulabileceginiz, herkese gore birseyin oldugu yer. Bir turlu midyeli/yumurtali kahvaltilarini yemek kismet olmadi. Bir dahaki sefere insallah.

Bourbon Street mekanlar:

Pat O Briens

Saints and Sinners

Fritzel’s Jazz Club

 

IMG_1681

 

 

Advertisements